Yeter

Tanım

Yeter


Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım

ANNELER

 

ANNELER 

 

            Çok küçücüktük, siz beslediniz, büyüttünüz, ağladığımız zaman siz dindirdiniz, kol kanat gerdiniz her zaman. Bizimle çocuk oldunuz, bizimle büyüdünüz adeta… Ninnilerinizle, şefkat ve merhamet yüklüydünüz,  hiç bitmeyen sevginizle büyüdük… Saçlarınızı ak ettiniz, ömrünüzü bizim için tükettiniz… Sevincimizle gözlerinizde gülücükler açtı, dertlerimize derman oldunuz…Yokluk çektiniz ama yok demediniz, çalıştınız ama yorulmadınız… Uykusuz gecelerinizi bize armağan diye sundunuz. Yakınmadınız hiçbir zaman… Acıyı bal eylediniz, yavrum dediniz de bağrınıza bastınız… İncindiniz ama incitmediniz…

            Annelik kadın için en kutsal vazifeymiş bunu böyle bildiniz ve öyle hareket ettiniz…“Cennet  anaların ayakları altındadır” Hadis-i Şerifi ile şerefyar oldunuz, bu şerefle şerefyar oldunuz da Peygamberimizin kadınlar hakkında dünya durdukça bir daha söylenemeyecek sözü ile taltif edildiniz. Size verilen değeri, bu sözün manasını layıkıyla idrak ederek anlayabilir miyiz? Bütün insanlar Cennet için yaşarken, Cennet’i onun ayakları altına seren muhteşem anlayış ve inanç karşısında teslim olmaktan öte yol var mı?

            Anneler, “Elleri öpülesi, ayakları koklanası, ölesiye sevilesi şefkat çiçekleri! Fedakarlığın şahikası, varlığımızın saikâsı merhamet kubbeleri… Ayaklarının altı cennet, saçlarının akı cennet, ellerinin nasırı cennet, çile gülleri…Gözlerinin yaşı kıymet, sözlerinin nazı kıymet, yüzlerinin nuru kıymet güzel anneler…”(1)  Sizin için yaşamak ve sizin ayağınızın tozu olmak belki Cennet muştusu ile müjdelenmektir…

            “Ana başa taç, her derde ilaç imiş” derler… Öyle olmadı mı? Kelimeler sizin değerinizi anlatmaya yetmez. Aciz kalır, biter ve tükenir sizi sevmeyen kalpler. Sizin sevdikleriniz nasıl olur da sizi sevmez. Sizin besleyip büyüttüğünüz, size nasıl olur da düşman olur. Siz kendinize düşman yetiştirmediniz ya?…Orada burada, çile çeken anneler, yalnızlığa mahkum, evladının hasreti ile yaşayan anneler. Takatten kesilmiş, eli tutmaz gözü görmez anneler… Yaşı yetmiş, işi bitmiş gibi değer verilmeyen anneler… Alemlerin Peygamberi veda haccında “Onlar sizin emanetinizdir” buyuruyor. Böylece sizleri evlatlarınıza emanet ediyor. “Emanet ehline verilir” Acaba bizler bu emanetin ehli olabiliyor muyuz? Emanete hıyanet edilir mi? “Emanet hassastır, emanet şereftir, emanet titizlik ister, emanet hizaya getirir ve emanet mukaddestir.” Allah Resulünün himaye ettiği, ayakları altına cenneti serdiği anneler, size layık evlatlar olmak, sizi başımızın tacı yapmak bizim biricik gayemiz olmalı değil mi? Ama sizler bu haldeyken bile bizler için yaşayıp nefes alıp veriyorsunuz… Genç anneler, yaşlı anneler, ve tüm anneler, her gününüz mübarek, her hareketiniz aziz ve yüce… Çünkü sizi yücelten Hazreti Peygamber sizin değerinizi bütün dünyaya ilan etmiş… Bu değere hiç kimse kıymet biçemez. Ne mutlu annelere ve onlara layık evlatlara…

 

1-A. Hürencam,Zaman,8 mart 2005


Tarih: 01:27, 29.7.2005
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Neler Oluyor?

 

                                                                     NELER OLUYOR?

 

            Güneş her zamanki gibi ışıltılarını yayayacak vakte doğru ilerlerken, karanlık yerini aydınlığa yavaş yavaş terk ediyordu… Sokaklar ıssız, ortalık sakin ve sessizdi. Zaman zaman boş yollarda fütursuzca ilerleyen arabaların çıkardığı motor gürültüleri, telaşla yürüyen tek tük insan görüntüleri, çöp bidonları etrafında dolaşan Kediler, kimi ağaçlardan yayılan kuş sesleri, cadde ve sokakların henüz söndürülmemiş lambaları, sabahın serinliğinde insan yüzünü yalayıp geçen rüzgar… Evet bütün bunlar onun ilgisini çekmiyordu. Umurunda değildi hiçbir şey. Başı hafifçe yana eğik, omuzları çöküktü. Ayakkabıları içinde taşıdığı ayaklardan kurtulmak için yırtılmıştı sanki. Sanki üzerindeki ceket ona ait değildi… Sanki adam kendi de değildi. O bir başkası gibiydi. Kendinden uzaklaşmak mı istiyordu ne? Sabahın köründe bedenini değil de cesedini taşıyordu. Dokunsan düşecek, üflesen uçacak gibi bir hali vardı…

 

            Çocukluğunun geçtiği yerler, annesi, babası, akrabaları, arkadaşları, kimi kimsesi yokmuydu acaba? Onu da bir anne doğurmamış mıydı? Kucağına alıp sevmemiş, emzirmemiş miydi? Şüphesiz okula da gitmiştir, öğretmenleri de olmuştur. Hiç bir şey olmadıysa bile adam yerine konduğu ve sayıldığını belgeleyen bir kafa kağıdı vardır… Vardır elbet. O bu hale kadar geldiyse, elbette bütün bunlar olmuş ve yaşamıştır. Şimdi bile yaşamaya devam ettiğine göre…

            Adam, biraz ilerde duran çöp tenekesinin yanında durdu…Eğildi kapağını kaldırdı. Etrafına hiç bakmadan  (kimsecikler umurunda değildi zaten) karıştırdı… Aradığını bulmuştu sanki… Kendinden umulmayan çevik bir hareketle çöp bidonuna eğilerek bir şey aldı. Elinde bir poşetle doğruldu. Biraz ilerideki parkın yanındaki banka oturdu… Poşette kupkuru olduğu belli olan ekmekler vardı… Onları yanına koydu ve beklemeye başladı. Bankın üzerinde “bilmem ne bankası” ibaresi okunuyordu. Güneş doğmuş ve gün ışımıştı…

 


Tarih: 01:07, 29.7.2005
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı


Tarih: 04:44, 24.7.2005
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->